Reklamlarım - My Ads_1 :)

29 Ağustos 2011 Pazartesi

NE KADAR DA KÜÇÜĞÜZ ! - HOW SMALL WE ARE !

Üzerinde yaşadığımız gezegenin çok büyük olduğunu düşünenler, bir de şu videoya göz atsınlar! Biz bir kum zerresi bile değiliz.

Do you think that our planet is very big? It's not as big as you think. Watch the video below and see how small we are.


ELMASTAN BİR GEZEGEN - PLANET DIAMOND

For English, please look at below.
Dünya'nın koşulları (sıcaklık, basınç, gaz dağılımı, vs) uçsuz bucaksız evrenimizde yaşamımıza uygun bir ortam sağladığından bizim için normal sayılan koşullardır; fakat evrenimizde varolması mümkün olan ve henüz farkında olmadığımız Dünyadışı varlıklar, bizim normal diye nitelendirdiğimiz koşullarda yaşamlarını sürdüremeyebiliyor olabilirler. Örneğin Güneş Sistemi dışında bizimkinden çok daha büyük bir yıldızın etrafında 3 yılda bir yörüngesini tamamlayan, 3 yıllık ortalama sıcaklıklığı 60 derece Celcius olan, 2 atm basınçlık % 60 karbondioksit, % 10 oksijen ve % 30 helyumdan oluşan bir atmosfere sahip olan bir X gezegeni mevcut olabilir ve bu gezegen üzerinde birkaç yaşam türü bulunabilir. Bu X gezegeninin sahip olduğu koşullar insan ırkı için ölümcül olabilecekken gezegenin kendi yaşam türü için normal sayılabilir. Demek istediğim şu ki, evrenin farklı yerlerinde farklı ekstrem koşullar hüküm sürüyor ve ekstrem olarak tanımladığımız koşullar insan ırkı için ölümcül iken başka bir ırk için yaşanabilir olabilir. Bu ekstrem koşullara örnek olabilecek bir gezegenin varlığı Avustralyalı bilim adamları tarafından bulundu:

Avustralyalı bilim adamları, süper yoğun elmastan oluştuğuna inandıkları bir gezegen bulduklarını söylediler. Dört bin ışık yılı uzaklıktaki bu gezegen, dış katmanlarını kaybetmiş dev bir yıldızın kalıntıları olabilir. Gökbilimciler, Serpens yani Yılan Takım Yıldızı'ndaki bu küçük gezegeni telsiz teleskop yardımıyla keşfettiklerini belirtiyor. Bugüne dek bulunan tüm gezegenlerden daha yoğun bir malzemeden oluştuğu bildiriliyor. Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni Jüpiter'den daha küçük olmasına rağmen, kütlesi daha büyük. Bu da bilim adamlarının "muazzam" diye tanımladığı yoğunluğuna bağlanıyor. Gezegenin karbondan oluşan çekirdeğinin yüksek basınç altında kalarak elmasa dönüştüğü tahmin ediliyor. Bu gezegen her iki saatte bir, mini bir "nötron yıldızın" etrafında dönüyor. Avustralyalı bilim adamları nötron yıldızın da yeni bir keşif olduğunu vurguluyor. Elmas gezegenin yakından neye benzediği ise şimdilik galaksinin sırlarından biri. Onu uzayda parıl parıl parlayan bir kütle olarak hayal etmek her ne kadar çekiciyse de, bilim adamları bunun böyle olmadığı görüşünde.
In English: Astronomers have spotted an exotic planet that seems to be made of diamond racing around a tiny star in our galactic backyard. The new planet is far denser than any other known so far and consists largely of carbon. Because it is so dense, scientists calculate the carbon must be crystalline, so a large part of this strange world will effectively be diamond. The measurements suggest the planet, which orbits its star every two hours and 10 minutes, has slightly more mass than Jupiter but is 20 times as dense. In addition to carbon, the new planet is also likely to contain oxygen, which may be more prevalent at the surface and is probably increasingly rare toward the carbon-rich center. Its high density suggests the lighter elements of hydrogen and helium, which are the main constituents of gas giants like Jupiter, are not present.

Just what this weird diamond world is actually like close up, however, is a mystery. "In terms of what it would look like, I don't know I could even speculate," said Ben Stappers of the University of Manchester. "I don't imagine that a picture of a very shiny object is what we're looking at here."

Kaynak/Source: www.bbc.co.uk  and  www.reuters.com

23 Temmuz 2011 Cumartesi

SON UZAY MEKİĞİ - THE LAST SPACE SHUTTLE: ATLANTIS

For English, please read the red entries.
Challenger, Columbia, Discovery, Endeavour ve Atlantis. Bunlar, ABD Hükümeti'nce 1981 yılında başlatılan ve 30 yıl süren, NASA'nın yürüttüğü insanlı uzay uçuş programında kullanılan beş uzay mekiğinin isimleri. İlk ikisi trajik kazalarda ekibiyle beraber yok olan uzay mekiklerinin bu kazalardan sonra güvenilirliği sorgulanmış, tasarım hataları olduğu iddia edilmiş ve herhangi bir tehlike anında mürettebatının güvenli bir şekilde mekikten ayrılmasına olanak verecek bir sisteme sahip olmaması nedeniyle eleştirilmiş olup, tüm bu sebeplerden ötürü bu beş mekikten başka üretim olmamıştır. 01 Haziran 2011'de STS-134 kodlu görevini tamamlayıp inen ve sonra emekliye ayrılan Endeavour Uzay Mekiği'nin ardından Atlantis Uzay Mekiği de STS-135 kodlu görevini yerine getirerek 21 Temmuz 2011'de Kennedy Uzay İstasyonu'na son inişini gerçekleştirmiştir. Atlantis'in bu inişi ile NASA'nın 1981-2011 yılları arasındaki 30 yıllık uzay mekiği programı sona ermiştir. Dört kişilik mürettebatıyla iki hafta süren son görevinde Atlantis, Uluslararası Uzay İstasyonu'na yedek parça, bilimsel malzemeler, yiyecek ve giysi taşımış, gereksiz bazı materyalleri Dünya'ya geri getirmiştir. İnsanlığın uzay araştırmalarında büyük görevler üstlenen, fırlatılışlarında ve inişlerinde büyük kalabalıklar toplayıp tüm dünyanın ilgisini üzerine çeken ve tarihteki yerini alan bu mekiklerin görevlerini tamamlamaları ve bir daha uzaya çıkamayacak olmaları uzaya ve astronomiye ilgi duyan bilimseverlerde bir miktar üzüntü yaratmıştır. Emekliye ayrılan üç mekik Amerika'daki müzelere kaldırılacak ve NASA bundan sonraki görevlerde yeni uzay araçlarını devreye sokana dek Rus Soyuz uzay araçlarını kullanacaktır. 

Atlantis Hakkında Bazı Bilgiler:
* NASA tarafından üretilen 4. mekiktir.
* İlk uçuşunu 3 Ekim 1985'te, sonuncusunu 8 Temmuz 2011'de gerçekleştirmiştir.
* Toplam 33 uçuş gerçekleştirmiştir.
* İlk görevi STS-51-J, son görevi STS-135 olmuştur.
* Toplam 307 gün uzayda kalmıştır.
* Toplam 126 milyon mil yol katetmiştir.
* Uluslararası Uzay İstasyonu'na kenetli olduğunda istasyonun enerjisini çekip kullanma yeteneğine sahip olmayan tek mekiktir. Bu nedenle ihtiyaç duyduğu enerjiyi kendi yakıt hücrelerinden sağlamıştır.

Atlantis'in son görevinin ardından inişini gösteren videoya ve bu mekiğe ait etkileyici resimlere aşağıdan göz atabilirsiniz.
Atlantis son görevini tamamlayıp inerken-The Last Landing of Atlantis/21.07.2011 (nasa.gov)





Son inişinin ardından Proses Tesisi'ne çekilen Atlantis Uzay Mekiği-After the last mission of Atlantis (nasa.gov)

Atlantis son görevinde-Atlantis was on its Last Mission/19.07.11 (nasa.gov)
Atlantis'in İlk Uçuşu - The First Flight of Atlantis/STS-51-J/03.10.1985 (nasa.gov)
Atlantis'in Son Görev Nişanı-The Last Mission Insignia of Atlantis (nasa.gov)
In English: Challenger, Columbia, Discovery, Endeavour and Atlantis. These were the five shuttles of NASA's Space Shuttle Program. This program ended with the Atlantis' last mission called STS-135 and continued for 30 years (1981-2011). Atlantis was the 4th operational Space Shuttle. STS-135 was the last flight before the Space Shuttle Program ended. Atlantis launched for the last time on 8 July 2011 and returned to Earth on 21 July 2011. With this last flight Atlantis carried spare parts, scientific materials, food and other stuff to International Space Station and brought back the unneeded materials. All astronomy & space lovers saddened with the completion of the final flight of Atlantis which served humanity for a long time.

Some Information About Atlantis:
* The 4th shuttle produced by NASA.
* The First Flight: 03 October 1985 - The Last Flight: 08 July 2011
* The Total Number of Flight: 33
* The First Mission: STS-51-J - The Last Mission: STS-135
* Atlantis spent its 307 days in Space.
* Atlantis travelled 126 million miles.
* Atlantis was the only shuttle hadn't got the ability of using energy that provided by ISS. While docked to ISS, Atlantis was using its own energy that provided by its fuel cells.

SODYUM POLİAKRİLAT - SODIUM POLYACRYLATE

For English translation, please look at end of this article.
Şimdiye dek gördüğüm en iyi absorban maddeyi sizlere tanıtmak istiyorum: Sodyum Poliakrilat (Diğer adları: Akrilik Sodyum Tuzu Polimeri/ASAP/Super Absorbent Polymer-SAP/Super Absorbent Material-SAM/Super Slurper/Waterlock-Su Kilidi). Sodyum Poliakrilat, [-CH2-CH(COONa)-]n kimyasal formülüne sahip, beyaz renkli, sofra tuzu gibi toz halde olan, kokusuz ve yanmaz bir katı polimerdir. Onu ilginç kılan özelliği ise, kendi kütlesinin yaklaşık 300-400 katı kadar suyu emmesi, absorbe etmesidir. Bu eşsiz özelliğinden ötürü birçok alanda kullanılır: Bebek bezlerinde, hijyenik bakım ürünlerinde, film sektöründe kullanılan yapay karlarda, deterjanlarda, NASA astronotlarının kıyafetlerinde (idrar ve dışkıyı emmek için), illüzyon hilelerinde (suyun yok olduğu numaralarda), kıvam artırıcılarda (viskoziteyi yükseltmek amaçlı), kaplamalarda, tarım uygulamalarında ve hayvancılıkta (hayvan taşımacılığında jel halindeki polimer madde hayvanlara yedirilerek susuzluğu giderilir, su gibi dökülme durumu olmadığından pratik bir yöntemdir.) kendine yer bulmaktadır. Üzerine dökülen suyu bir anda emen ve hacmini artıran/şişen bu maddeye biraz daha su eklenirse jel halini almaktadır. Bu jel istenildiği zaman kurutulabilmektedir. Suyu emmiş sodyum poliakrilata sodyum klorür (bildiğiniz sofra tuzu - NaCl) eklendiğinde ise su, sodyum poliakrilattan ayrılmaktadır. Bilindiği kadarıyla zararsız olan bu polimer madde, sahip olduğu mükemmel absorpsiyon yeteneği ile, Kimya'nın etkileyici yanlarından birini daha bizlere göstermektedir.
 
In English: I want to show you something amazing about a chemical substance called Sodium Polyacrylate (Acrylic Sodium Salt Polymer-ASAP). It is the best absorbent I have ever seen so far. Sodium Polyacrylate is an odourless, white coloured, non-flammable solid polymer material with [-CH2-CH(COONa)-]n chemical formula. This synthetic polymer absorbs 300-400 times its mass in water! For this reason it is called with different names: Super Absorbent Polymer-SAP/Super Absorbent Material-SAM/Super Slurper/Waterlock. This super absorbent polymer is used in many different areas: Baby diapers, personal care products, cosmetics, detergents, coatings, fake snow, thickening agents, NASA Astronauts' garments, magic/illusion tricks and agricultural applications. This harmless chemical shows us one of the impressive sides of Chemistry.


18 Haziran 2011 Cumartesi

EV YAPIMI JENERATÖR - HOMEMADE GENERATOR

For English please read the white entries.
Jeneratörler (dinamolar) en basit anlamda, iletken bir tel bobini etrafındaki manyetik alanın değiştirilmesi ile elektrik üretilen cihazlardır. Michael Faraday'ın keşfettiği, Elektromanyetik İndüksiyon fenomenine göre çalışan bu makinelerden sizler de evlerinizde birer tane yapabilirsiniz. Yapacağınız jeneratör çok ufak ve üreteceğiniz elektrik bir hayli düşük miktarda olsa bile elektriğin doğasını anlamanıza yarayacak, videoda gösterilen bu minik jeneratörü yapmanızı tavsiye ederim.
Michael Faraday (Kaynak/Source: www.side3.no)

In English: A generator's working principle is based on Electromagnetic Induction discovered by Michael Faraday. Basicly a rotating magnetic field around a stationary wire coil can produce electricity. You can understand this phenomenon by making a simple generator. In the video below you are going to learn how to make a generator. Try this at home ;)
Elektrik Jeneratörü Animasyonu için buraya tıklayınız.
Click here to see an electric generator animation.

10 Haziran 2011 Cuma

U.F.O. TAŞIYAN ARAÇLAR - U.F.O. TRANSPORTING

For English please look at the yellow entries.
Gece vakti eskort ve ambulans eşliğinde tırlarda taşınan U.F.O. (Unidentified Flying Object - Tanımlanamayan Uçan Cisim) benzeri cisimler. UFO benzeri diyorum, çünkü aşina olduğumuz UFO şekli olan disk yapısındalar. Görüntülerin Rusya'dan olduğu söyleniyor; ama arka fondan gelen sesler, konuşulan dilin İngilizce olduğunu gösteriyor. Bu cisimlerin UFO olması oldukça şüpheli. Karayolu ile üzerleri açık bir şekilde taşınması bunların UFO olması ihtimalini azaltıyor. Bir film sahnesi de olabilir, kim bilir? Siz de benim gibi bunların UFO olduğuna kendinizi inandırarak videodan etkilenmek istiyorsanız lütfen izleyiniz. Yorumlarınızı bekliyorum.

In English: Two transporters are carrying two UFOs in the streets of Russia. Ambulance and police escorts are accompanying them. But it is weird that they are being transported in the glare of publicity. And also one interesting point is that conversations are being made in English. May be it is just a movie scene. But I think it must be seen.

6 Haziran 2011 Pazartesi

CIVA-II-TİYOSİYANAT'IN YANMA TEPKİMESİ - COMBUSTION REACTION OF MERCURY-II-THIOCYANATE

For English please look at the green typings.
Kimyasal formülü Hg(SCN)2 olan Civa-II-Tiyosiyanat, ısıya tabi tutulduğunda çok ilginç bir yanma tepkimesi oluşturmaktadır. Kendisi ve yanma ürünü zehirli olan bu bileşik yandığı zaman "Paraoh's Snake" ya da "Paraoh's Serpent" adı verilen (Türkçe Paraoh Yılanı; Firavun Yılanı; Yılan Yumurtası denilmektedir.) katı yılankavi uzantılar oluşturmaktadır. İlginç olduğu kadar ürkütücü de olan bu madde, hızlı bir ekzotermik tepkimeyle ve tepkimeye giren maddeden hacimce çok daha büyük miktarda meydana gelmektedir. Sanki bilim-kurgu filmlerinden çıkmış olan ilgili videolara geçmeden önce Civa-II-Tiyosiyanat hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.
(Mercury-II-Thiocyanate decomposes into a very interesting snaky, winding mass when it ignites. This mass is called Pharaoh's Snake or Pharaoh's Serpent. The combustion reaction occurs in a weird way like in science-fiction movies.)
Civa-II-Tiyosiyanat (Wikipedia'dan alınmıştır.)

Cıva-II-Tiyosiyanat bileşiği; 

1. Potasyum tiyosiyanatın cıva-II-klorür ile olan reaksiyonu sonucu,
2. Cıva-II-nitratın amonyum tiyosiyanat (a) ya da potasyum tiyosiyanat (b) ya da sodyum tiyosiyanat (c) ile olan reaksiyonu sonucu veya
3. Tiyosiyanik asidin cıva oksit ile reaksiyonu sonucu

elde edilebilir. Bunlara ait tepkime denklemleri aşağıdaki gibidir:
(The mercury-II-thiocyanate compound can be synthesized by the reactions given below:)

1. HgCl2 + 2KSCN ---> Hg(SCN)2 + 2KCl 

2. a) Нg(NO3)2 + 2NH4NCS ---> Нg(SCN)2 + 2NH4NO3
    b) Hg(NO3)2 + 2KSCN ---> Hg(SCN)2 + 2KNO3 (Wohler Reaksiyonu)
    c) Hg(NO3)2 + 2NaSCN ---> Hg(SCN)2 + 2NaNO3 

3. 2HSCN + HgO ---> Hg(SCN)2 + H2O (Berzelius Reaksiyonu)

2.a'daki reaksiyon ile Cıva-II-Tiyosiyanat eldesi hemen aşağıdaki videoda gösterilmiştir. Bu videoda elde edilen bileşiğin yanma reaksiyonu da gösterilmiştir.
(One of the mercury-II-thiocyanate synthesis method is shown below and combustion reaction of the compound is also given.)
Peki yanma sonucu ortaya çıkan ürünler nelerdir?

Yanma sonucu açığa çıkan ve suda çözünmeyen kahverengi bileşiğin büyük çoğunluğu karbon nitrürdür (C3N4). Bunların yanında cıva-II-sülfür ve karbon disülfür yan ürün olarak oluşur.

2Hg(SCN)2 → 2HgS + CS2 + C3N4 .........................................................(I)

Burada, yanıcı olan CS2 bileşiği de yakıcı olan oksijen ile yanarak karbon dioksit ve kükürt dioksit oluşturur:

CS2 + 3O2 → CO2 + 2SO2 ......................................................................(II)

Isınmış olan karbon nitrür de kısmen parçalanarak azot gazı ve siyanojeni oluşturur:

2C3N4 → 3(CN)2 + N2 .............................................................................(III)

(I) No'lu reaksiyonda açığa çıkan cıva-II-sülfür ise tekrar oksijen ile yanar ve cıva buharı ve kükürt dioksit gazı oluşturur:

HgS + O2 → Hg + SO2
Firavun'un Yılanı (gorepent.com'dan alınmıştır.)
Cıva-II-Tiyosiyanatın fenomenal yanma reaksiyonu için aşağıdaki videolara mutlaka göz atın.
(Please watch the four videos of the mercury-II-thiocyanate's phenomenal combustion reactions.)

 
Cıva-II-Tiyosiyanat zehirli bir madde olduğundan bu tip bir deney yapılırken eldiven kullanılmalı, havalandırma sistemi iyi olan bir laboratuvarda çalışılmalı ve deney sonucu açığa çıkan gaz solunmamalıdır. Bu deneyin bir benzeri ise zararsız sayılabilecek kimyasallar ile yapılabilmektedir: Sodyum bikarbonat (bildiğiniz kabartma tozu) ve sakkaroz (diğer adıyla sükroz, yani pudra şekeri). Ortaya çıkan kimyasal yılanımızın adı ise bu sefer "Black Snake (Glow Worms)" oluyor. Adından da anlaşıldığı gibi yanma ürünü siyah renkli olduğundan "Kara Yılan" denilmiş.
(Producing Pharaoh's Snake with these reactions is toxic. When you try to do this experiment you should use gloves and you shouldn't inhale fumes and you shouldn't touch the compounds with your hands. On the other hand, there is a safe, non-toxic way of getting different chemical snakes. You can use sodium bicarbonate (baking soda) and sucrose (sugar). With this mixture you can make a chemical snake called Black Snake (Glow Worms) because of its colour. But it is not so impressive as Pharaoh's Snake.)
Black Snake (chemistry.about.com'dan alınmıştır.)
 

4 Haziran 2011 Cumartesi

CERN/LHC DENEYİ NEDEN YERİN ALTINDA YAPILIYOR? - WHY IS CERN/LHC BUILT UNDERGROUND?

For English please look at the end of this post.
Onlarca ülkeden binlerce bilim adamı ve mühendisin bir araya gelerek çalıştığı İsviçre-Fransa sınırında yer alan ve dünyanın en büyük ve en ünlü deneyinin gerçekleştirildiği CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi) tesisindeki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (Large Hadron Collider - LHC) yerin ortalama 100 metre altında inşa edilmiştir. Peki ışık hızının % 99,9'una tekabül eden bir hızla hareket eden proton ve iyon demetlerinin karşı istikamette hareket ettirilerek çarpıştırıldığı 27 km uzunluğundaki bu dairesel tünel (LHC) neden yerin altında? Bazıları yerin altında çok gizli deneyler yapıldığını (örneğin yüksek teknolojili silahlar elde etmek için çalışıldığını) düşünse de gerçek nedenler aşağıda sıralamış olduklarımdır:

1. LHC makinesinin kurulu olduğu tünelde yine şimdiye kadar yapılmış en büyük parçacık hızlandırıcılardan biri olan Large Electron–Positron Collider - LEP (Büyük Elektron-Pozitron Çarpıştırıcısı) makinesi mevcut idi. 2000 yılında kaldırılan bu hızlandırıcı yerine LHC kurulmuştur. Yeni bir tünel kazmaktansa varolan birine LHC makinesini kurmak daha ucuza mal olacağı için CERN'in yeni çarpıştırıcısı burada inşa edilmiştir. Tünel ortalama olarak yerin 100 metre altındadır; fakat % 1,4'lük eğime sahip olan tünelin derinliği jeolojik faktörlerden ötürü 50 metre (Cenevre Gölü'ne doğru) ile 175 metre (Jura Dağları altında) arasında değişmektedir.

2. Yer kabuğu radyasyonu önlemek için iyi bir kalkan görevi görmektedir. Yer kabuğu, radyasyonun iki yönlü olarak diğer tarafa geçmesine engel olur. Açık olmak gerekirse, LHC'de yapılan deneyler sonucu açığa çıkacak radyasyonun insanların yaşadığı yüzeye geçmesini önlediği gibi, güneşten gelen ve yer üstünde oluşan radyasyonun da yerin altına nüfuzunu engelleyip LHC'ye bağlı dedektörleri etkilemesinin önüne geçer.


LHC çarpıştırıcısının yer aldığı tünel yüksek maliyet nedeninden dolayı eğimli kazılmıştır. Tünel, LEP için kazılmaya başlandığında dikey şaftların (malzeme, makine ve personelin sevki için açılan dikey kuyular) maliyeti oldukça yüksekti. Bu nedenle tünelin Jura Dağları altında kalan kısmının derinliği minimize edilmiştir. Bunun yanında tünelin yerleşimini kısıtlayan jeolojik etmenlerden biri de molas tabakasıydı (molasse-green sandstone). Tünel, bu tabakanın üst kısmından minimum 5 metre derinlikte kazılmalıydı.

In English: The reasons of the underground location of LHC at CERN:

1. The LHC was found in a tunnel which was already in existence for Large Electron–Positron Collider - LEP. LEP was the previous big collider at CERN and it was shut down and dismantled in 2000. Constructing a new collider in this old tunnel was cheaper than excavating a new tunnel.

2. The Earth's crust is an useful shield for radiation. It reduces the amount of natural radiation that reaches the LHC and its detectors. In the same way the radiation created by LHC is safely shielded by the crust. Therefore, the radiation can't reach nature and detectors.

2 Haziran 2011 Perşembe

İLK İNSANLARIN İLGİNÇ EV İLİŞKİLERİ - INTERESTING HOME RELATION OF EARLY HUMAN

Nature'da yeni yayımlanan makaleye göre 2,7 ila 1,7 milyon yıl önce yaşamış olan iki insan türünün atalarından erkek olanlar evinden ayrılmazken dişiler bunun aksine yolculuk ederlerdi.

İlk insan türünün erkek bireyleri evden fazla uzak kalmazken dişiler doğdukları bölgeyi terk etmeye daha fazla meğillilerdi. Dağılım modelleri incelendiğinde diğer primatların bazılarında da aynı şekilde dişinin doğduğu yeri ileride terk ettiği görülmektedir. İnsanlar ve diğer primatlar arasındaki bu ilginç davranışın akraba içi çiftleşmeyi önlemek için uygulandığı düşünülmektedir; fakat bilinmeyen şey, dişinin kendi isteğiyle mi yoksa erkeğin baskısıyla mı doğduğu yerden ayrılmış olduğudur.
detectingdesign.com'dan alıntıdır.
Boulder'daki Colorado Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nün misafir profesörü ve ilgili makalenin baş yazarı Sandi Copeland'e göre herhangi bir primat topluluğundaki erkekler ya da dişiler veya her ikisi, sonunda doğdukları topluluğu terk edip farklı topluluklar oluşturmalı veya farklı topluluklara katılmalılar. Bunun önemli nedenlerinden biri akraba içi ilişkiyi önlemek.
archeologia.com'dan alıntıdır.
Copeland ve takımı bu araştırmayı yapmak için farklı zaman periyodlarında fakat komşu mağara sistemlerinde yaşamış olan Australopithecus africanus ve Paranthropus robustus bireylerine ait 19 dişi analiz ettiler. Araştırmacılar Lazer Ablasyon tekniğini kullanarak dişlere yönelttikleri lazer ışınları ile metal stronsiyum elementinin izotop oranlarını ölçtüler. Stronsiyum insan azı dişine tahminen 8-9 yaşlarında yerleşmektedir. Stronsiyum izotop oranları bu ilkellerin yedikleri yiyeceklerin yansıması olup yiyecekler de bu canlıların jeolojik yaşam alanlarına işaret etmektedir. Dünya'daki farklı jeolojik alanların bilinen stronsiyum değerlerinden yola çıkarak bilim adamları eski insanların Afrika'da mı yoksa Yeni Dünya'da mı doğduğunu anlamaktadır.
periodictable.com'dan alıntıdır.


In English: Fossil teeth of early human species hint that female individuals tended to leave their birth places and join other communities while the males stayed close to home where they were born.

UZAY MEKİĞİ ENDEAVOUR EMEKLİYE AYRILDI-SPACE SHUTTLE ENDEAVOUR COMPLETED ITS FINAL FLIGHT

Endeavour NASA'nın 5. ve son üretilen uzay mekiğiydi. Endeavour, 28 Ocak 1986 tarihinde sağ taraf roket katı yakıt hızlandırıcısı üzerindeki bir O-ring arızasından dolayı uçuşunun 2. dakikasında infilak eden ve 7 mürettebatının canına malolan Challenger adlı mekiğin yerine yapılmıştı. 12 Mayıs 1992 tarihinde STS-49 adlı ilk uçuşunu gerçekleştiren Endeavour, Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) ilk giden ve ayrıca ilk kez gece fırlatılan mekikti. STS-134 adlı son görevini Alfa Manyetik Spektrometresi'ni  UUİ'ye taşıyarak Mayıs 2011'de tamamladı. 25. ve son uçuşunda Dünya yörüngesinde 248 tur atan ve 10.477.185 km yol katedip Kennedy Uzay Merkezi'ne inen Endeavour, 18 yıllık kariyerinde toplam 299 gününü uzayda geçirdi, 4671 kez yörüngeyi dolaştı ve 197.761.262 km'lik yol yaptı. NASA'nın söylediğine göre Endeavour emekliliğini Los Angeles'taki California Science Center adlı müzede geçirecek. NASA elindeki mekikleri emekliye ayırıp uçuş masraflarını kısarak UUİ'nin daha uzağına gidecek mekikler yapmayı planlamakta. Son görevini tamamlayıp yere inişini gösteren videoyu ve görsel olarak etkileyici olduğunu düşündüğüm birkaç görüntüsünü aşağıda paylaştım.

In English: "Space shuttle Endeavour completed its final flight by delivering the Alpha Magnetic Spectrometer to the International Space Station during the STS-134 mission." said NASA. In its 18-year career Endeavour spent 299 days in space. Here is the landing video of the last mission and some of the impressive photos of Endeavour.




 

1 Haziran 2011 Çarşamba

KARA DELİĞE YAKLAŞIRKEN NE OLUR?

Kara delikler, hiçbir şeyin hatta ışığın bile onlardan kaçamayacağı derecede yüksek kütle çekimine sahip büyük kütleli uzay cisimleridir. Ona gelen tüm ışığı soğurdukları ve hiçbirini yansıtmadıkları için KARA olarak nitelendirilirler. Varolan fizik kuramlarının tam olarak açıklayamadığı, kara delik merkezinde yaşanan olayların hala bir sır olduğu ve bu nedenle sadece kütle, açısal momentum ve elektriksel yük gibi parametrelerle tanımlanan astrofizik karmaşasıdır. Peki etrafındaki her şeyi muazzam bir şekilde içine çeken ve kaçış imkanı tanımayan bu cisimlere doğru ilerlediğinizi düşünün. Uzayın ve zamanın nasıl değiştiğini aşağıdaki video açıklıyor.

In English: Nothing, not even light can escape from a black hole. So what would happen if you fell into a black hole? The answer is in the video given below.

31 Mayıs 2011 Salı

YERLİ CERN

İsviçre-Fransa sınırında kurulu dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarı CERN bugün bilim insanlarının kafasını en çok kurcalayan sorulardan birinin yanıtını aramaktadır: Evrenin başlangıcı ve öncesinde ne vardı? Başlangıcından bugüne dek olanlara, yani Big Bang sonrasına dair fikir üretebilen bilim camiası, bu noktadan öncesi konusunda büyük merak içerisindedir.

CERN: Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire
           European Organization for Nuclear Research
           Nükleer Araştırmalar için Avrupa Konseyi


Web'in de (WWW:World Wide Web) temellerinin atıldığı yer olan CERN'deki çalışmaların benzeri Ankara Üniversitesi öncülüğünde Ankara'da yeni kurulan Hızlandırıcı Teknolojileri Enstitüsü ve Parçacık Hızlandırıcı Tesisi'nde yürütülecek. Bu sevindirici haberin detayı için lütfen devam ediniz.


Türkiye’nin ilk Hızlandırıcı Teknolojileri Enstitüsü ve Parçacık Hızlandırıcı Tesis Hizmet Binaları, A.Ü.’nün Gölbaşı Kampüsü’nde hizmete girdi.

 

Ankara Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Türkiye’nin parçacık hızlandırıcı faaliyetlerine yıllar önce başlaması gerektiğini belirterek, bugün gelinen noktanın çok sevindirici olduğunu, ancak vakit kaybetmeden tüm kurumların desteğiyle hızla ilerlenmesi gerektiğini söyledi.

Hızlandırıcı Teknolojileri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Yavaş, projenin üniversitelerinin koordinatörlüğünde üniversiteler arası işbirliği ile yürütüldüğünü belirterek, "21. yüzyılın doğurgan teknolojilerinden sayılan hızlandırıcı ve dedektör teknolojilerinin ülkemizde bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme çalışmalarında daha yoğun kullanılmasını hedefliyoruz. Projeye Devlet Planlama Teşkilatı destek verdi. Boğaziçi, Doğuş, Dumlupınar, Erciyes, Gazi, İstanbul, Niğde, Süleyman Demirel ve Uludağ üniversitelerinin işbirliği ile yürütüldü. Atomun yapısının ve süper iletkenliğinin keşfinin ardından süper iletken elektron hızlandırıcısı ile atomun ve maddenin içine yapacağımız yolculuğu mümkün kılacak tesisin, üniversitemiz, ülkemiz ve bölgemiz için büyük önem taşıdığına inanıyorum. Merkez, ülkenin bilimsel ve teknolojik atılımında ve kalkınmasında çok önemli roller üstlenecektir” diye konuştu.

TÜBİTAK’tan Destek Yok

TOBB Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy da bu merkezin bir ülke için gelişmişlik göstergesi olduğunu belirterek, projenin her aşamasının desteklenmesi ve sürecin hızlanması gerektiğini söyledi. Projenin oluşturulma sürecinde TÜBİTAK’a yönelik eleştiride bulunan Sultansoy, “TÜBİTAK’tan destek sıfır. Bu çok önemli açılışta da kendilerinden hiç kimse yok” dedi.

2500 Fizikçi Çalışıyor

CERN; Nükleer Araştırmalar için Avrupa Konseyi anlamına gelen Fransızca Conseil EuropÈen pour la Recherche NuclÈaire sözcüklerinin kısaltması. Kurum, İsviçre ve Fransa sınırında yer alan dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarına sahip. 1954 yılında 12 ülkenin katılımıyla kurulmuş olan CERN’in 20 asil üyesine ilaveten Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 gözlemci üyesi var. CERN’de 3000 kişilik destek personeli ile yaklaşık 2500 kadar fizikçi çalışıyor. CERN’de en önemli yeri, yeraltındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC - Large Hadron Collider) denilen parçacık hızlandırıcılarının, olduğu bölge.

Uzman Yetiştirilecek

Merkezde malzeme ve yarı iletken teknolojisi, biyoteknoloji, nanoteknoloji, lazer, sağlık, iletişim, savunma, çevre, genetik gibi alanlarda Türkiye araştırmacılarına ileri düzeyli AR-GE alt yapısı sunulacak. Ankara Üniversitesi bünyesinde ve geçen yıl kurulan ve hizmet binalarına kavuşan Hızlandırıcı Teknolojileri Enstitüsü'nde, hızlandırıcı ve dedektör teknolojileri alanında uzmanlar yetiştirilecek ve projeler gerçekleştirilecek. Enstitü, ayrıca Türk Hızlandırıcı Merkezi çalışmalarını koordine edecek. Merkez, Türkiye’nin CERN’e tam üyelik sürecinde Türkiye içinde hızlandırıcılara  dayalı AR-GE ve uygulamalar açısından en önemli yatırımlarından birisi durumunda.

CERN'ü anlatan 3 dakikalık videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.
 

Kaynak: MİLLİYET

MOZILLA FIREFOX 4 WEB TARAYICISI İÇİN PRATİK VIDEO İNDİRME İŞLEMİ

Sizler de benim gibi youtube ve benzeri sitelerde ve içeriğinde video barındıran sayfalarda izlemiş olup beğendiğiniz videoları bilgisayarınıza sorunsuz bir şekilde indirmek istiyorsanız, bu yazıdaki çözüm tam sizlere göre. Biliyorsunuz Firefox 3 tarayıcısında izlemiş olduğunuz bir videoya herhangi bir programa ihtiyaç duymadan Firefox'un Cache klasöründen ufak bir araştırma ile erişebiliyordunuz; fakat bu, Firefox 4 için o kadar kolay değil artık. Yeni Mozilla Firefox'ta cache klasörüne inmiş olan içerik 16 ayrı alt klasöre bölünmüş durumda. Önceden alt klasörler mevcut değilken geliştiriciler bu sıkıntılı yeniliği Firefox 4'e monte etmişler. 
 Yaptığım ufak çaplı araştırmada video içeriğini indirebileceğim Cache Viewer tarzı bir program olup olmadığına baktım; fakat etkili bir yazılım bulamadım. Onun yerine Firefox Eklentileri'nden (Add-on) Video Downlad Helper adlı olanının işime yarayabileceğini gördüm. Bu bir cache viewer programı değil; ama bulunduğunuz sayfadaki videoyu bilgisayarınızın harddiskine kolayca indirmenize olanak sağlıyor. Sözü uzatmadan programa buradan ulaşabilirsiniz. Umarım işinize yarar.

Not: Bildiğiniz daha iyi bir yöntem veya yazılım varsa yorum yazıp ilgili arkadaşlara yardımcı olabilirsiniz.

In English: Click here to add this useful add-on to your Firefox 4 Browser in order to download the videos which are embedded in web pages you visited. You can use it for YouTube videos and other web pages including videos. If you know a better way then you can tell us by commenting this post.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

ŞİMDİ GÜL BİRAZ !

Gülme eyleminin sağlığa faydalı olduğuna dair eminim hepiniz bir şeyler duymuşsunuzdur. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar var. Gülmek tabii ki neden zararlı olsun ki, sonuçta insanı mutlu eden bir şey onu güldürür. Bu konuda bazı sözler var:

Bir kahkaha bir kilo pirzola yemeye eşdeğerdir.
En boş geçen günler, kişinin gülmediği günlerdir. - Nicolas Chamfort
Gülme, yan etkisi olmayan yatıştırıcı bir ilaçtır. - Arnold H. Glasow

Gülmenin faydalarının anlatıldığı bir haber şöyle söylüyor:

Günde 15 Dakika Gülmek Kalbe İyi Geliyor.

Gülmenin sağlık için yararlı olduğu hep söylenir. Son yapılan araştırmalar günde en az 15 dakika gülmenin kalp için çok yararlı olduğunu doğruluyor. 

Kahkaha atmak, kan damarlarını genişletiyor, kan dolaşımını hızlandırıyor. Ancak uzmanlar bunun nedenini henüz belirleyebilmiş değil. Stresin kalbe kan akışını sınırladığı, damarları sıkıştırdığıysa daha önce birçok araştırmayla kanıtlanmıştı. Bu yeni araştırma, gülmenin damarları genişlettiğini doğruluyor. Gülme sırasında dolaşımın hızlanması ve damarların genişlemesi kalp hastalıklarına neden olan etkenleri azaltıyor.

Başkent Washington yakınındaki Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından  Michael Miller’ın ekibinin yaptığı araştırmaya hepsi sağlıklı 20 kadın ve erkek denek katıldı. Denekler, gülmek için Kingpin adlı 1996 yapımı komediyi izlediler. Stresi yaşamak içinse araştırmaya katılanlara 1998 yapımı Er Ryan’ı Kurtarmak adlı savaş filmi izlettirildi. Doktorlar, kan dolaşımındaki değişiklikleri ölçmek amacıyla ultrason teknolojisi kullandı.

Kingpin adlı komediyi izledikten sonra 20 denekten 19’unda kan dolaşımının hızlandığı görüldü. Dolaşım hızının yüzde 22 arttığı belirlendi. Doktor Miller, aerobik egzersizden sonra da aynı sonucun alındığını söylüyor.

Er Ryan’ı Kurtarmak adlı dramı izleyen 20 kişiden 14’ünde kan dolaşımı yavaşladı. Yavaşlama oranının yüzde 35’i bulduğu görüldü. Araştırmalar stresin bağışıklık sistemini zayıflattığını gösteriyor. Vücut, stres altında adrenalin ve kortisol hormonu salgılıyor. Kortisol korkuyla bağlantılı salgılanıyor. Adrenalin ise vücudu tepki vermeye hazırlıyor. Ancak bu iki hormonun aşırısı sağlık için zararlı olabiliyor.

Doktor Miller, gülmenin ve kahkaha atmanın kan dolaşımıyla bağlantısını henüz açıklayamadıklarını söylüyor. Bu etkinin kaynağı, kasların hareketi mi yoksa kimyasal bir salgı mı, bu henüz bilinmiyor.

Araştırmacılara göre, gülmenin yarattığı bu sonuç, spor yaparken olduğu gibi vücut rahatladığı zaman salgılanan kimyasallara bağlı olabilir. Doktor Miller, endorfin denilen bu kimyasalların stres hormonlarını etkisiz hale getirip damarların genişlemesini sağlayabileceğini söylüyor. Gülmek aynı zamanda damar genişleten nitrik asit salgılanmasına da yol açıyor olabilir.

Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanı Doktor Michael Miller, gülmenin egzersizin yerini alamayacağı uyarısında bulunuyor. Ancak araştırma sonuçlarına dayanarak, herkese kalp sağlığı için günde en az 15 dakika gülmeyi, kahkaha atmayı tavsiye ediyor.

Bu haberi okuduktan sonra şu videoya da göz atmanız gerek bence. HealthTap adlı interaktif sağlık şirketinin kurucusu ve aynı zamanda CEO'su olan Ron Gutman'ın "The Hidden Power of Smiling" (Gülümsemenin Saklı Gücü) adlı eğlenceli sunumunda gülmenin/gülümsemenin hayatınızda meydana getirdiği sürpriz sonuçları göreceksiniz. Gülümseme şeklinizin ne kadar yaşayacağınıza dair ipuçları içerdiğini ve basit bir gülümsemenin tüm sağlığınıza büyük bir etkisinin olduğunu biliyor muydunuz? Bu videodaki sunumda bunları öğreneceksiniz. Bu arada videodaki sunum İngilizce dilinde. Anlamak için orta seviye bir İngilizce gerekli.


 

Pozitif veya negatif enerjinin insandan insana aktarıldığını düşünürsek, gülmek hem kendimiz hem de etrafımızdakiler için pozitif bir enerji kaynağı olarak düşünülebilir. Kaynak bedava olduktan sonra  biz de biraz gülelim değil mi?




9 Mayıs 2011 Pazartesi

EINSTEIN'IN GENEL GÖRELİLİK KURAMI YİNE DOĞRULANDI

Son yüzyılın tartışılmaz en ünlü bilim insanı, fizik dahisi Albert Einstein'dır. Newton'un fizik kurallarına sıkı sıkıya bağlı dünyaya, ortaya koyduğu Özel Görelilik ve Genel Görelilik Kuramları ile yeni ve bambaşka bir soluk getirmiştir. Fizikçilerin kuşkuyla yaklaştığı bu kuramların doğruluğu Einstein'dan sonra defalarca kanıtlanmıştır ve bununla ilgili deneyler hala devam etmektedir. Son olarak NASA da Görelilik Teorisi'ni son yıllarda yürüttüğü bir deneyle doğrulamıştır. Genel Görelilik'e göre hareketli büyük kütleli cisimler etraflarındaki uzay-zamanı bir miktar sürüklemekte, bükmektedir. Görelilik Teorisi'nin işaret ettiği bu durum az sonra bahsi geçecek deney ile bir kez daha kanıtlanmıştır.


Einstein'ın görelilik teorisinin evrenle ilgili en önemli iki aksiyomu deneyle doğrulandı.

Dünya'nın çekim gücünün uzay ve zamandaki etkilerini büyük bir hasasiyetle ölçebilen NASA bilimadamları ve Amerikalı fizikçiler, Einstein'ın Görelilik Teorisi'ni teyit ettiler. 

California Stanford Üniversitesi'nden fizikçi Francis Everitt, deneyle ilgili olarak, ''Gezegenimizin balın içinde, güneşin çevresinde ekseni etrafında döndüğünü hayal edin, etrafındaki bal deforme olacaktır. Uzay ve zamanda da aynı şey oluyor'' dedi. 

Everitt, Einstein'in 1905'te yayınladığı ünlü teorinin iki kilit aksiyomunu ölçmek için Nisan 2004'te fırlatılan bir uydudaki ultra-hassas dört jiroskobu kullanarak yapılan ''Gravity Probe B'' adı verilen deneyi yönetti. 

Bu aksiyomlardan ilki jeodetik denilen etki ya da çekimsel güç uygulayan bir cismin çevresindeki uzay ve zamanın bükülmesi, deformasyona uğraması, ikincisi de böyle bir cismin kendi etrafında dönerken etkilediği uzay ve zamanın miktarı. 

Uydu da Dünya çevresinde kutup yörüngesindeyken tek bir yıldız, IM Pegasi yönünde işaretlendi. Eğer yerin çekimi uzay ve zamanı etkilemesiydi, uydudaki dört jiroskop da aynı yönü işaret ediyor olacaktı. Ancak yerçekimi tarafından çekilen bu jiroskoplar, Einstein'ın Görelilik Teorisi'ni teyit ederek, ölçülebilir değişiklik bulunduğunu saptadılar. 

Gravity Probe B'de Kullanılan Küresel Jiroskoplardan Biri

Francis Everitt, deneyin Einstein'ın teorisinin evrenle ilgili en önemli iki aksiyomunu doğruladığını belirtti. Araştırmanın sonuçları, Amerikan bilim dergisi Physical Review Letters dergisinde yayınlandı.


Kaynak: NTVMSNBC

EN HIZLINIZ GELSİN !

Bilinen o ki evrende hiçbir şey ışık hızından daha hızlı olamaz. Mevcut teknoloji ile ışık hızını yakalamayı bırakın, ona yaklaşamıyoruz bile. Peki ışığın hızı ne kadar? Kütlesi olmayan, yüksüz atomaltı parçacıklar olan fotonlardan oluşan ışığın hızı saniyede 299.792 km'dir. Bu hız öyle büyüktür ki 149,6 milyon kilometre olan Güneş-Dünya arası mesafeyi 8,32 dakikada kat eden ışık, Güneş'ten bize ulaşır. Büyük şehirlerde işten eve gelişte yollarda harcadığımız süreyi ortalama 60 dakika olarak düşünürsek, bu süreç içinde ışık, Dünya ile Güneş arasını 7 kez katedebilir. Bilim insanları ışığın hızına yaklaşmak için çalışıp dururken eski tarihli ama bir o kadar da ilginç olan bir haberi sizlerle paylaşmak istedim. Bu habere göre ışık hızı çoktan aşılmış.

ABD’li bir bilim adamı, fizik kurallarını altüst eden bir gelişmede, laboratuvar koşullarında ışık hızının, bilinen sınırı olan saniyede 300 bin kilometreyi 300 kat aştığını açıkladı. Bu deneyin sonucunun doğrulanması halinde bile, ünlü fizik bilgini Albert Einstein’ın izafiyet teorisi geçerliliğini yitirmeyecek.

Princeton NEC Enstitüsü’nün uzmanlarından Dr. Lijun Wang, açıklamasında, laboratuvar deneyinin, bir ışık demetinin, içinde özel olarak hazırlanmış sezyum gazı bulunan test ortamına gönderilmesiyle yapıldığını söyledi.

Wang’ın verdiği bilgiye göre, aşırı hassas zaman ölçme cihazlarının kullanıldığı deneyde, ışık demeti, daha sezyum gazlı test ortamına girmeden ortamdan çıktı. Işık demetinin test ortamından çıkıp yoluna 20 metre daha devam ettikten sonra, ortama daha o anda girdiği belirlendi. Wang, bir başka deyişle, ışık demetinin, daha test ortamına girmeden dışarıya çıktığını belirtti. 

Test sonuçlarını inceleyen Berkeley Üniversitesi fizik profesörü Raymond Chiao, deney verilerinin “inanılmaz bir duruma işaret ettiğini” söyledi. Bilinen fizik kurallarına göre her türlü veri, en fazla, saniyede 300 bin kilometre olarak kabul edilen ışık hızıyla iletilebildiği gibi, zaman da, bu ışık hızıyla göreceli olarak hesaplanıyor.  

Wang’ın deneyinin geçerli kabul edilmesi halinde, fiziğin temel kanunlarından olan ve “nedensiz sonuç olmaz veya bir olgunun sonu başından sonra gelir” şeklinde özetlenebilecek “etki-tepki yasası”nın da yoğun tartışmalara yol açacağına dikkat çekiliyor. Bu durumda, bir olgunun başlamadan önce bitmesinin mümkün olabileceğini belirten kimi uzmanlar, bilinen zaman kavramının “çökeceğini” öne sürerken bazı uzmanlar ise ünlü fizikçinin teorisinin geçerliliğini sürdüreceğini söylüyor. 

Bu bilim adamlarının tezine göre, Wang’ın deneyi, şu örnekle açıklanabilir: Camdan dışarı baktığınızda bir adamın buza basarak düştüğünü görüyorsunuz, ama aslında o adam hala yürüyor. İşte bu durumda zamanı geri çevirip o insanı düşmeden önce uyaramayacağınız için Einstein’in teorisi geçerliliğini yitirmeyecek.  

Lijun Wang’ın araştırmasının ayrıntılarının, ünlü bilim dergisi Nature’ın yeni yayınlanacak sayısında yer alacağı belirtildi.

Kaynak: NTVMSNBC

8 Mayıs 2011 Pazar

İLGİNÇ YERÇEKİMİ VARYASYONU

Asırlar önce Dünya'nın öküzün boynuzunda olduğunu düşünen insanlar, öküz onu rahatsız eden sinekten kurtulmak için kafasını salladığında Dünya'da depremler olduğunu zannederlermiş. Düşünceler değişmiş, Dünya'nın tıpkı bir et tahtası gibi düz olduğuna inananlar çıkmış, en ucuna gidildiğinde Dünya'nın sonunu görebileceklerini ummuşlar. Babillilerin gezegenemizin yuvarlak olduğu fikrini ilk dile getirenler oldukları söylenir ve Pisagor'un da öğrencilerine bu yönde ders verdiği bilinmektedir. Neyse ki Macellan'ın Dünya çevresindeki deniz seyahati ile gezegenin yuvarlak olduğu kabullenilmiştir. Uzaya gönderilen uydulardan alınan fotoğraflar ile insanlığın kafasında Dünya'nın şekliyle alakalı bir şüphe kalmamıştır. Fakat bugünlerde o uydulardan birinden alınan verilerle oluşturulan görüntüye göre Dünya bir patatese benziyor. Konuyla ilgili haber aşağıda.


Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) uzaya gönderdiği GOCE uydusu, yerçekiminin Dünya'nın her yerinde aynı olmadığını tespit etti. İki yıl önce fırlatılan uydu, bugüne kadar 70 milyon fotoğraf çekti. Veriler ışığında yerkürenin şu ana kadar yapılmış en detaylı yerçekimi haritasını hazırladıklarını belirten bilim insanları, fotoğraflardan elde edilen 50 saniyelik görüntüyü yayımladı. Haritadaki sarı alanlar, yerçekiminin normalden fazla olduğu bölgeleri, mavi alanlarsa normalden az olduğu yerleri gösteriyor. ESA, okyanusların nasıl hareket ettiği ve Güneş ısısının nasıl dağıldığına ilişkin yeni olguların ortaya konduğu gözlemlerin, iklim çalışmalarına da ışık tutacağını söylüyor. Uydu, 2012 sonuna kadar veri toplamaya devam edecek.

Bahsi geçen videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.



Kaynak: 02.04.11/Cmt Tarihli Radikal Hayat Gazetesi

Konuyla ilgili linkler:
http://www.esa.int/SPECIALS/GOCE/index.html